Allah’ın (c.c.) Varlığının ve Birliğinin Delilleri

Konusu 'İslam Bilgileri' forumundadır ve HAKAN tarafından 17 Ağustos 2011 başlatılmıştır.

  1. HAKAN

    HAKAN New Member

    Allah’ın (c.c.) Varlığının ve Birliğinin Delilleri
    Allah’ın (c.c.) varlığı ve birliği konusu, tarihin başlangıcından beri insanları düşündürmüştür. Bu konuda pek çok filozof, bilgin kuram üretmiştir. Bunları derleme, sınıflandırma apayrı bir çalışmayı gerektirmektedir.
    İslam bilimleri arasında yer alan kelâm, Allah’ın (c.c.) varlığı ve birliği konusu üzerinde de durmuş ve bu konuda aşağıdaki kuramları ortaya koymuştur:
    1. Kanıt İlkesi Delili :
    Bediüzzaman Said Nursi’ye (rah.a.) göre var olan şeylerin kanıtlanılabilirliği bunların yokluğunu kanıtlamaktan her zaman kolaydır. Bir incir familyasının var olduğunu, bir tek inciri göstermekle kanıtlayabiliriz. Halbuki bu örnekteki varlığın (incir familyasının) yokluğunu iddia eden kimsenin bütün yeryüzünü, hatta evreni araştırması gerekir. Bu ise olanaksızdır. Öyleyse şunu diyebiliriz: Yok olan şey, hiçbir zaman kanıtlanamaz. Bu açıdan Allah’ın (c.c.) varlığına ve birliğine inanan bir insan için Allah’ın (c.c.) evren kitabındaki veya Kuran-ı Kerim’deki bir ayeti yeterli bir kanıtken, O’nun varlığını ve birliğini inkar eden insanın iddiası için atomdan yıldıza, mikroptan insana kadar evren kitabındaki bütün canlı ve cansız varlıklar, olgular, olaylar ve Kuran-ı Kerim’in ayetleri engel olmakta ve önüne dikilmektedir. İnanan bir insana her şey Allah’ın (c.c.) varlığı ve birliği üzerine mesaj ve ders vermektedir. Bu mesaj ve dersleri görmezden gelmek, yok varsaymak, çürütmek, anlaşılmaz kılmak bir insanın değil tüm insanlığın bile üstesinden kalkamayacağı güç bir iştir. Bu nedenle Allah’ın (c.c.) varlığı ve birliği için bir ayeti yeterli bir kanıt oluştururken O’nun yokluğunu kanıtlamak tüm insanlığın ortak çabası ile olsa bile yine olanaksızdır.
    Kanıt ilkesi bilindiği üzere hukukun da temelini oluşturmaktadır. Davalar kanıtla, kanıtlarla kazanılmaktadır. Öyle ise bir kanıt bile Allah’ın (c.c.) varlığı için yeterlidir.
    2. Tanık İlkesi Delili :
    Bediüzzaman Said Nursi’ye (rah.a.) göre iki kişi aynı doğruda birleşmişse, binlerce insanın kendi dar pencerelerinden, kişisel kanılarıyla onu inkar etmeleri hiçbir değer ifade etmez. Bir sarayın kapılarından onlarcası açık, birisi kapalı olsa, kimse o saraya girilemeyeceğini iddia edemez. İşte Allah’ı (c.c.) inkar eden kimse devamlı surette kapalı olan o bir tek kapıya yönelerek oradan saraya girmek ister. Aslında o kapı, onun ve onun gibi olanların gözlerine çekilmiş bir perdedir; onların ruh dünyalarına kapalıdır. İnançlı insan için kapalı bir kapı yoktur. Yeter ki bu konuda gözlerini gerçeklere yummasın. Bulutlu bir hilal gecesinde gökyüzünde ayı gördüğünü söyleyen bir insanın bu iddiası, bu gözlemi yapamayan insanların ileri sürebileceği “Hilal yoktur.” iddiaları karşısında doğru, tutarlı, gerçeğe uygun bir önerme olarak kendisini gösterir. Çünkü ayı göremeyenlerin çeşitli mazeretleri olabilir: Gözlemcilerin gözleri bozuktur, ay bulutların arkasında gizlenmiştir, gözlemciler gözlemlerini tüm gece boyu sürdürememişlerdir… gibi. Ama ayı gördüğünü iddia eden kimse, bu olumsuzlukları aşıp bir gerçekliğe bir an da olsa ulaştığını doğru ve tutarlı bir iddia ile ortaya atıyorsa bizim ona inanmamamız için ortada bir neden kalmamıştır. Kaldı ki bu insan ömründe bir kere bile yalan söylememişse ve çevresindekiler onu güvenilir bir kişi diye adlandırıp ona değer vermişse bizim o kişiye inanmamamız büyük bir saflık, aldanış ve ahmaklık olacaktır. Bu açıdan Allah’ın (c.c.) varlığı ve birliği konusunda insanların ahlak bakımından en üstünleri olan peygamberlerin, evliyaların, müminlerin ve Müslümanların Allah (c.c.) vardır ve birdir biçimindeki iddialarını bir kısım insanların hem de ahlak açısından pek çok kusuru bulunan kimselerin inkâr etmeleri bir değer ifade etmez.
    Tanık ilkesi bilindiği üzere hukukun da temelini oluşturmaktadır. Davalar tanıkla, tanıklarla kazanılmaktadır. Öyle ise bir tanık bile (Hz. Muhammed [ s.a.s]) Allah’ın (c.c.) varlığı için yeterlidir.
    Eleştiri: İnanmayan kesim, şu örneğe benzer örneklerle kanıt ve tanık ilkesine itiraz etmekteler:
    Hıristiyan inancına göre yetişen bir çocuk yılbaşında Noel babadan hediye alır. Gerçekte Noel Baba yoktur. Hediyeyi anne ve babalar çam ağacının altına koyarlar. Ama hediye vardır. Bütün çocuklar da benzer şekilde hediye alırlar. Kendi aralarında da Noel Baba’nın varlığına tanıklık yaparlar. Aldıkları hediyeleri de Noel Baba’nın varlığına kanıt diye düşünürler.
    Cevap: Bu eleştiri görünüşte bütün Müslümanların da tıpkı saf ve gerçekten habersiz Hıristiyan çocukları gibi bir duruma düşürmektedir. Eleştiri, bir algı yanılsamasından güç almaktadır. Tıpkı sihirbazın şapkasından tavşan çıkarması gibi bir zihin illüzyonuna benzemektedir. Görünüşte Allah da Noel Baba da yoktur. Müslümanlar tüm nimetleri Allah’tan, Hıristiyan çocukları da yılbaşındaki aldıkları hediyeleri Noel Baba’dan bilmektedirler. Ama Noel Baba sadece yılbaşında bir kere hediye veriyor. Bütün çocuklara verse de bu yalnız yılda bir kez oluyor. Yani yeterli bir kanıt oluşturmuyor. Oysa Allah bütün nimetlerin sahibidir. Her şey ona aittir. Evrende var olan ve bir nimet olarak insanın önüne konan her şey Allah’ın varlığına ve birliğine dair mührü ile insana nimet olarak verilmiştir. Tek bir kanıt türü ile Noel Baba’nın varlığına hükmedenler çocuklardır. Onların düşünce yetileri zayıftır. Sonsuz nimetleri Allah’ın varlığı ve birliğine kanıt olarak düşünen ve bu konuda birbirlerine tanıklık yapan Müslümanlar ise çocuk değillerdir. Akıllı kimselerdir. Yetişkindirler. Çocukları aldatırsın ama büyükleri aldatmak kolay değildir.
    Allahın her bir nimetinde onun varlığına ve birliğine dair sonsuz kanıtlar adeta birer mühür gibi nimetlerin üzerine işlenmişken ve bunlar Allah’ın güzel isim ve sıfatlarına tercüman olmuşken Noel Baba adına yılbaşında çocuklara sunulan hediyelerde ise ona ait hiçbir işaret yoktur. Adeta bunlar hırsızın mülkü gibidirler. Yani Noel Baba’ya izafe edilen bu hediyeler de aslında her hediyenin de gerçek sahibi Allah’ın nimetleridir. Onun sıfat ve güzel isimlerine tercümanlık yaparlar.

Sayfayı Paylaş