Namık Kemal’in Hayatı

Konusu 'Genel Biyografiler' forumundadır ve Gizliyara tarafından 28 Haziran 2011 başlatılmıştır.

  1. Gizliyara

    Gizliyara Administrator

    Namık Kemal’in Hayatı

    Namık Kemal biyografisi

    Namık Kemal hakkında bilgi

    Namık Kemal kimdir..



    Asıl adı Mehmet Kemal’dir. 1840 yılında Tekirdağ’da doğdu. Babası Müneccimbaşı Mustafa Asım Bey’dir. Baba tarafı Topal Osman Paşadan gelir. Annesi Koniça eşra-fından Abdüllatif Paşanın kızı Nesime Hanımdı. Namık Kemal 2 yaşındayken annesi öldü. Ailesi Osmanlı yönetici elitinden aristokrat bir aile-ydi. Gerçi ailesi, Namık Kemal’in neslinde varlığını büyük ölçüde yitir-mişti, ama zaman zaman gözden düşülse de, geleneksel devlet hizmeti içindeydi. Babasının Saray’da münec-cim olması dikkate alınırsa, iki nesil arasındaki zihniyet farkı ya da sürekli-liği belki daha iyi anlaşılabilir. Osman-lı yönetici eliti, bir yandan modernleş-me adımlarını atma gayreti içindeyken ve Tanzimat Fermanı, bu kırılmayı ya da dönüşümü simgelerken, bir yandan da, bu adımların atılmasında en uygun zamanın tespiti için müneccimden yardım beklemekteydi. Sadece bu dahi, 19. yüzyılın ortalarına doğru Osmanlı’yı anlamak bakımından önemlidir. Namık Kemal’in eğitimini bü-yükbabası Abdüllatif Paşa üstlenmişti. Ye-ni açılan modern okullara gitmişti, ama büyükbabasının taşra memuriyet-leri düzenli bir eğitimden de uzak kaldı. Bu eksikliğini bulunduğu şehirlerde özel ders alarak giderdi. Namık Kemal büyükbabası ile 10 yaşın-da Kars’a gitmiş, oradan Sofya’ya geçmişti. Eserlerinde bu ilk görgünün tesiri vardır. İstanbul’a taşradan gelişi sırasında, geleneksel olarak ve beklenebileceği gibi, daha 16 yaşında evlenmişti. İstanbul’a dönüşünde Memduh Faik ve Hayret gibi şairlerle tanıştı. Az sonra Leskofçalı Galip, Hersekli Arif Hikmet ile ahbap oldu ve bu sonuncunun evindeki şairler meclisine katıldı. Gümrük Kalemine memur ola-rak girdi.

    Onun yeni yeni yıldızı parlamaya başlayan Tercüme Odası’ndaki 17 yaşında başlayan memuri-yeti çok şey vaat ediyordu. Memuriyet yaşamındaki hamilerinin siyasi iktida-rın uzağında kalması sonucunda, me-muriyet kariyerinden bir süre için uzaklaşarak ve 22 yaşında Tasviri Efkâr’da yazmaya başladı. Şinasi ile tanışıklığı burada bir hayli ilerledi. Şinasi ile tanıştıktan sonra eski şiir dünyasını bıraktı. Şinasi’nin Kemal üzerinde tesiri büyük oldu. Sanat ve hayat görüşü değişti. Şiirden çok nesre önem vermeye başladı. Bu nesir artık eski divan ve Babıâli nesri değil, Batı yazarlarının tesiriyle değişecek ve Türkçe’nin cümle bünyesinde’ değişiklik yapacak olan bir nesirdi. Kemal, Divan kaleminde Mehmet Mansur’dan Fransızca öğrendi. Şinasi’nin ölümünden sonra, bu yeni tesir denemesiyle makaleler yazmaya başladı. Bunlardan birinde tıp terimleri proble-mini ele aldı ve Tıbbiye’de derslerin Fransızca okutulmasına hücum etti. Bu yazılarda Namık Kemal, henüz Batı ile teması zayıf ve eski Osmanlı görüşüne daha yakındı. Yeni Osmanlılar cemiyetinin kurulmasından beş ay sonra «Devr-i İstilâ»yi Ebüzziya’ya bir gecede dikte ederek meydana getirdi. Ebüzziya ile dostluğu o sırada başlamış ve ölümüne kadar sürmüştür.
    Erzurum’a vali muavinliğine atandıktan sonra Paris’e kaçtı. Fikir arkadaşlarıyla birlikte Paris’e kaçması hayatında yeni bir dönüm noktası oldu. Daha önce H. Fanton adında birinden hukuk dersi aldı. Bu sırada Fransızca’sı ilerlemiş ve Fransız romantiklerini tanıma imkanını bul-muş olmalıdır. Oradan Londra’ya geçti. orada, Yeni Osmanlılar Cemiyeti’nin düşüncelerini yaymak için çıkarılan Hürriyet gazetesini yönetti. Namık Kemal’in Avrupa macerası dört yıl sürdü (1867-1871). Gerek Avrupa’daki ve gerekse dönüşünden sonraki basın hayatı bahse değerdir.



    Teodor Kasab’ın çıkardığı Diyojen gazetesine fıkralar yazdı. Bu sırada ne siyasi ne edebi esaslı bir faaliyet göstermedi, Mustafa Fazıl’ın Tasviri Efkârcı satın alarak Ebüzziya’ya hediye etmesi üzerine iki arkadaş yeniden gazeteciliğe başladılar. Fakat ayrı-ca Hadîka’yı, Sirâc’ı çıkardılar. Nitekim bunlardan birkaç ay önce de İbret gazetesi çıkmıştı. Bu dağınıklığın sebebi o sırada gazetelerin sürekli kapatılmasına karşı hazır bulunmaktı. Namık Kemal’in asıl siyasi mücadelesi “İbret” ile başladı. Birinci sayıdan itibaren birkaç sayı süren bir yazı, gazetenin programını verir: Kemal, Reşat, Nuri, Tevfik ve Mahir imzalarını taşımaktadır. Fakat Mahmut Nedim’in, Ali Paşaya göre daha karanlık bir devri açtığını genç yazarlar henüz fark etmemişlerdi. Gazete 19. sayıda kapatıldı. Diyojen de daha önce kapanmıştı. Bu sırada Nedim Pasa düştü, Mithat Paşa sadrazam oldu, gazete yeniden çıkmaya başladı. Fakat Namık Kemal tayin edildiği Gelibolu’ya gitmemekte ısrar etmedi. Gazeteye oradan makaleler gönderdi. İstanbul’a dönünce yeniden gazetenin başına geçti. Bununla birlikte siyasi şartlar bu tarzda yazıların uzun sürmesine elverişli değildi. İbret’teki yazılarında Kemal, hükümetin yolsuz işlerinden şikayet ediyordu. Bu yayınlar Saray’ı da hükümeti de aynı zamanda rahatsız ettiği için zaman zaman gazeteler kapatılıyor, kitaplar toplatılıyordu. Yayınlardaki esaslı problem, yabancı memleketlerden alınan borçtu. Yazarlar, Türkiye’nin borçsuz yaşayabileceğini söylüyor, servet kaynaklarının işletilmesi fikrinde ısrar: ediyordu. Kemal’in «Vatan Yahut Silistre»yi oynatması, bu gerginliği son haddine vardırdı. Eserin oynanması yasak edildi, Kemal Magosa’ya sürüldü. Şeyh Ahmed Efendi ile tanışması, zaten aslında gelenekçi eğitim almış olan Kemal’de dini hisleri canlandırdı. Sürgünde bazı romanlarını, şiirlerini yazdı. Celâleddin Harzemşah’ın planını hazırladı. Abdülhamit devri başında İstanbul’a döndü. Birinci Meşrutiyeti hazırlayan Mithat Paşa ile tanıştı. Devlet Şurası üyeliğine getirildi. Kanun-i Esasi encümeninde çalıştı. Bu encü-mende, Padişaha «şüpheli gördüğü her vatandaşı memleketten uzaklaştır-ma hakkı»nı veren maddeye itiraz etti. Anayasa’yı ve Tanzimat’ı bozan bu maddenin kaldırılması için işe ciddiyetle sarılmıştı. Fakat sonraki vakalar, Birinci Meşrutiyet’in arkasından karanlık devrin gelmesini hazırladığı için Kemal’in hayatı yeni bir safhaya girdi. Ziya Paşa’ dan sonra Kemal Midilli’ye sürüldü. Fakat bu devrede Abdülhamid’e bir eserini gönderdiğini ve «Balâ» rütbesiyle nişan aldığını biliyoruz. Vazifesi Midilli’den Rodos’a, oradan da Sakız’a nakledildi. 1888’de Sakız’da zatürreeden öl-dü.

Sayfayı Paylaş