Platon Eflatun Kimdir

Konusu 'Genel Biyografiler' forumundadır ve Gizliyara tarafından 27 Ocak 2012 başlatılmıştır.

  1. Gizliyara

    Gizliyara Administrator

    Platon / Eflatun Kimdir? - Platon / Eflatun Hakkında)
    Platon (Eflatun) (Yunanca: Πλάτων,Plátōn) (d. MÖ 427- ö. MÖ 347)çok önemli bir Antik/Klasik Yunan filozofu olduğu gibi, matematikçi, felsefidiyaloglar yazarı ve Batı dünyasındaki ilk yüksek öğretim kurumu olan Atina Akademisininkurucusuydu da. Bu akademi aynı zamandan günümüzdeki modern üniversiteoluşumunun başlangıcı olarakta kabul edilir. Platon, akıl hocası Sokrat(Socrates) ve öğrencisi Aristo (Aristotle) ile birlikte, doğal felsefe, bilim ve Batıfelsefesinin temellerini attı. Eflatun, aslında Socrates'in öğretilisi veöğrencisiydi. Socrates'in düşüncelerinden olduğu kadar öğretmeninin adaleteuymayan öldürülmesinden de etkilenmişti.Asıl adı Aristokles'tir ancak genişomuzları ve atletik yapısı nedeniyle, jimnastik hocasının ona verdiği isimleYunanca Platon (geniş göğüslü) lakabı ile anıldı ve tanındı.

    Giriş

    Yirmiyaşından itibaren ölümüne kadar yanından ayrılmadığı Sokrat’ınöğrencisi ve Aristo’nunhocası olmuştur. Atina’da Akademi’nin kurucusudur. Eflatun’un felsefi görüşlerininüzerinde hala tartışılmaktadır. Eflatun, batı felsefesinin başlangıç noktası veilk önemli filozofudur. Antik çağ yunan felsefesinde, Sokratesöncesi filozoflar (ilk filozoflar veya doğa filozofları) daha ziyademateryalist (özdekçi) görüşler üretmişlerdir. Antik felsefenin maddeciöğretisi, atomcu Demokritos ile en yüksek seviyeye erişmiş, buna mukabildüşünceci (idealist) felsefe, Eflatun ile doruk noktasına ulaşmıştır. Eflatunbir sanatçı ve özellikle edebiyatçı olarak yetiştirilmiş olmasından büyükölçüde istifade etmiş, kurguladığı düşünsel ürünleri, çok ustaca, ve şiirselbir anlatımla süsleyerek, asırlar boyu insanları etkilemeyi başarmıştır.

    Modernfilozoflardan Alfred North Whitehead’e göre Eflatun’dansonraki bütün batı felsefesi onun eserine düşülmüş dipnotlardan başka bir şeydeğildir. Görüşleri İslam ve Hıristiyan felsefesine derin etkidebulunmuştur.

    Eflatun,eserlerini diyaloglar biçiminde yazmıştır. Diyaloglardaki baş aktör çoğunlukla Sokrates’tir.Sokratesinsanlarla görüşlerini tartışır ve onların görüşlerindeki tutarsızlıklarıortaya koyar. Eflatun çoğunlukla görüşlerini Sokrates’inağzından açıklamıştır.

    Eflatun,algıladığımız dış dünyanın esas gerçek olan idealar ya da formlar dünyasının kusurlukopyaları olduğunu, gerçeğe ancak düşünce ve tahayyül yoluyla ulaşılabileceğinisavunmuş, insan ruhunun ölümden sonra beden dışında kalıcı olan idealardünyasına ulaşacağını söylemiştir. Görüşleri ortaçağda İslam filozofları tarafından korunmuş ve İslam düşünce dünyasındaki YeniEflatunculuk akımına neden olmuştur. Rönesanssonrasında Batı Avrupa'da AntikYunancadan çevirileri yapılmıştır.

    Felsefesi

    Eflatun'un felsefesini, beş önemli kuram içersinde toplamak mümkündür. Bunlar, “bilgi”,“idealar”, “ruhun ölümsüzlüğü”, “evrendoğum” (Cosmogonie, Cosmogony - Evren'inoluşumunu inceleyen bilim dalı) ve “devlet” ile ilgili kuramlarıdır. Eflatun,bütün yaşamı boyunca hocası Sokrates'den edindiği ilham ile gerçek bir ahlakçıolarak kalmış, tüm bu kuramları, etik ağırlıklı görüşlerle irdeleyerekgeliştirmiştir. Sokrates ve Eflatun'a göre felsefenin ana ereği, insanınmutluluğu ve yetkin yaşamının sağlanmasıdır. Yetkin bir yaşam, ancak erdemlibir hayat sürmekle elde edilebilir. Erdemin temeli “bilgi”, özü “idealarkavramı”, gerekçesi “evrendoğum”, güvencesi “ölümsüzlük”, yaşamsal sığınağı“devlet”tir.

    Eflatun,elli yıllık uzun bir süre boyunca bu kuramsal yapıyı düşünmüş, ilintili felsefimeselelerle didişmiş ve bu arada görüşlerini düzeltip olgunlaştırmıştır. Buyüzden Eflatun felsefesinin incelenmesi açısından en akılcı yol, bu değişim vegelişmeyi takip ederek, öğretinin geçirdiği evreleri anlamaya çalışmaktır.



    Geçiş dönemi

    Eflatunfelsefesi ile ilgili olarak mümkün olan en kısa tarifi vermek istersek, onuntıpkı Sokratesöncesi “Doğa Filozofları” gibi,mutlak ve değişmez olan ile değişen arasındaki ilintilerle ilgilendiğinisöyleyebiliriz. İlk filozoflar, doğada mutlak ve değişmez olanı aramışlar,Eflatun ise hem doğada, hem de ahlak ve toplum yaşamında mutlak ve değişmezolanın peşinden koşmuştur.

    Geçiş dönemiçalışmalarında, hareket noktasının sofist öğreti olduğunu görüyoruz. Sofist tezleri, bazenküçümseyici, çok kere de alaycı bir dille tenkit ettiğini bildiğimiz Eflatun'unbu seçimi, öyle pek gelişi güzel değildir. Yukarıda gördüğümüz gibi, Thales'den Demokritos'akadar tüm doğa filozoflarının felsefeye materyalist yaklaşımlarından sonra,insanı odaklayan ilk öğretiler, sofistler tarafından ortaya atılmış ve bugörüşler Eflatun'un ahlakçı ve toplumsal analizleri için müsait bir temeloluşturmuştur.

    Bu aşamadaEflatun, sofistlerin hazza dayanan yaşam görüşlerini detaylı bir tartışmayaaçarak, Sokrates öğretisini aşmaya karar vermiş görünmektedir. Yine de sofistdisiplinin karşısına, ustasının "iyi" kavramı ile çıkar;

    "İYİ,doğru bir yaşamın kesin ölçütü ve amacıdır."

    Eflatun, butezin sağlam temellere oturtulabilmesinin, içerdiği "doğru"kavramının tarif edilebilir, hiç değilse araştırılabilir bir şey olması ilemümkün olduğunu kavramıştır.

    Bu zorlumeseleyi çözmeye çalışırken; "Aradığımız şey bilinen bir şeyse, bunuaramaya gerek yoktur. Bilinmeyen bir şeyse, bulduğumuz şeyin aranan şeyolduğunu nereden bileceğiz ?" sorusu ile sofistler, Eflatun'u zor durumasokmuşlardır. Filozof bu meseleyi, Orpheus ve Pisagorcu öğretilerden edindiği"ruhun ölmezliği" kavramı ile çözmeyi deneyerek, Sokrates disiplininiaşma yolunda ilk adımı atmıştır.

    Ruh ölümsüzolduğuna göre, aranan doğru ile daha önceki yaşam dönemlerinde muhakkakkarşılaşmış olmalıdır. Ölümsüz bir ruh taşıyan insanoğlu için"öğrenmek", eskiden bilinen bir şeyi hatırlamaktan (anamnesis) başkabir şey değildir. Ancak ölümsüz ruhunu eski yaşamında gördüklerindenanımsadıkları son derece muğlak bilgilerdir. Üstüne üstlük, bir de bu dünyadakidoğrudan algılamaların getirdiği zihni karmaşa, bu bilgileri daha sallantılıtasavvurlar haline dönüştürmektedir.

    Eflatun birdiyalogda, Sokrates'in ağzından şunları söylemektedir; "Ben bir ebeyim. Şufarkla ki, kadınları değil, erkekleri doğurtuyorum. Benimle konuşmaya başlayan,önce bilmezmiş gibi görünür. Ama konuşma ilerledikçe açılır ve anımsamayabaşlar. Bununla beraber, benden bir şey öğrenmediği bellidir. En güzelbilgileri, sadece kendi içersinde bulur ve ortaya koyar."

    BöylelikleEflatun öğretisinin, "doğru sanı" (orthe doxa) ve "bilgi"(episteme) arasındaki karşıtlık ile ruhta bilinçsiz bir halde mevcut,"doğuştan tasavvurlar" şeklinde özetlenebilecek iki ana görüşünevarılmış olmaktadır. Doğru sanı, muğlak ve süreksizdir. Bilgi ise bir temele,bir nedene (logos'a - Herakleitos öğretisinde Evren'e egemen olan yasa, düzenve tanrısal aklı betimlemek için kullanılan sözcük) bağlanmakla, dayatılmaklasağlam ve sürekli olur.

    Olgunluk dönemi

    Doğru sanı(doğru algılama) ile bilgi, iki ayrı dünya yaratmıştır. Bir yanda meydana gelenve yok olan, doğru sanının, göreceli gerçekliklerin dünyası, diğer yanda,sağlam ve sürekli, asıl gerçekliğin, "idealar"ın dünyası. (Le mondesensible et le monde intelligible)

    Eflatun'unbilgi kuramının çıkış noktası Protogoras'çıdır. Bir şeyi bilen kişi, onualgılayan kişidir. Bu yüzden "insan her şeyin ölçüsüdür". "Algı,daima var olan bir şeydir. Bilgi olduğu için de şaşmaz" diyor Protogoras.Eflatun bu görüşe, Herakleitos'un, "var dediğimiz her şey, gerçekte oluşsürecinde olan bir nesnedir" şeklindeki "akış kuramı"nı katar.Eflatun,


    •Bilgi bir algıdır; (hatta aslında bilgi, bir algılama yargısıdır.)
    •İnsan her şeyin ölçüsüdür;
    •Her şey akış halindedir;
    şeklindeözetlenebilecek kuramın, algılanan nesneler için doğru, gerçek bilgi açısındanyanlış olduğu sonucuna varmıştır.

    Ünlü idealar kuramı, işte bu bilgi (episteme)anlayışından doğmuştur. Bu kuram, hem mantık hem de metafizik içeriklidir;

    İdealardünyasından gelerek, insani beden ile birleşen ölümsüz ruhun amacı, asılyurduna tekrar kavuşmaktır. Beden, bu isteğin gerçekleşmesine yardımcı olarakişlevini yerine getirmelidir. Bu kavuşmanın gerçekleşmesi, idealara ulaşmaya, idealarıbilmeye bağlıdır. Bu bilgi de yine bir anımsamadır. Ancak bu anımsama işlemininfrekansı, ruh ve bedenlere göre değişkenlik gösterir. Eflatun'a göre ruhlardançok büyük bir çoğunluğunun anımsadığı bulanık görüntülerdir. Ruhlardan küçükbir azınlıkta "algılama yetisi", daha az bir oranında "anlamayetisi" ve nihayet pek azında, ideaları tamamiyle hatırlayabilme,"akıl yetisi" vardır. Bu sonuncular, rölatif gerçeklerdenalgıladıklarına dayanarak, hangi ideaların hayalleri ile karşı karşıyaolduklarını tanımlayabilirler. (Eflatun kendisini, bu kategori bireylerdensaymaktadır.) Yeryüzü, idealar dünyasına benzer. Yeryüzündeki her nen, idealardünyasından pay almıştır. Bu anımsama vetiresinin irdelenmesi Eflatun'u,"sevgi" (eros) kavramına götürmüştür. Yaşadığımız ve idealardan payalmış bu dünya'yı, objektif kriterler çerçevesinde algılayabildiğimizde,gerçeklere varabilmemiz mümkündür diyor ünlü düşünür. Eflatun'a göre bunun ençarpıcı örneğini, "güzel" kavramının değerlendirilmesinde görmekteyiz.Sevgi, güzele yönelmektedir. Zira güzel kavramı, idealar dünyasındakigerçekliğin anımsanması sonucu verilen bir hükmü içermekte ve dolayısiylesevgiyi yaratmaktadır. Eflatun sevgi'yi, (eros) bütün ölümlülerde rastlanan birölümsüzlük çabası olarak tanımlar. En basit hali ile eros, tüm insanlarda,kendilerini yaşatacağına inandıkları bir nesil yetiştirme iç güdüsü olarakgörülmektedir. Ancak bazı insanlarda "eros" kavramı, daha üstün birniteliğe bürünmüştür. Bu seçkin kişilerde, yani ideaları tamamiyle hatırlamayetisine (aklına) sahip bireylerde eros, bu güzelliklere ulaşmak ihtirasışeklinde tezahür eder. Bu arzuyu gerçekleştirebilecek bilgilerin eksikliğinihisseden seçkinler, bilgisizlikten kurtulmak çabası içersinde bulurlarkendilerini. Bu kişiler eros'u, dünyaya çocuk getirmekten öte bir işlev,idealara ulaşarak erdemli işler yapmak ve yeryüzünde sürekli bir isim, sonsuzbir şeref bırakmak çabası ve aşkı olarak görürler.

    Felsefi meseleleri inceleyen birçok düşünür tarafından yazılan incelemelerde,"iyi, doğru ve güzel kavramları, insanoğlunun doğuştan sahip olduğu özelliklerdir" şeklinde dile getirilen Eflatun öğretisinin altında yatan düşünsel zincir budur.

Sayfayı Paylaş